♥ Şarkı Sözü ve Roman Yazarı Erdoğdu Sedat ♥ .

 

Söküm Zamanı


Yüzleri bakır, yüzüme demir kapılar kapanır
Canımı acıtır ah bu küheylan bakışlar
Nereye kaçsam yüreğimin zincirleri sallanır
Nereye gitsem mevsimlerden söküm zamanıdır.
Dağınık saçlı anılar süzülür parmaklıklardan
Solmuş bahar yorgunudur geçmeyen zaman
Fasıllar çalınır dertli dertli beton kıyılarımda
Ardından kelebek suskunluğunda bir ışık tozu kalır
Dışarı çıksam, sağnak sağnak yeşil, gözlerim kamaşır
İçerde kalsam, hasretinin öpüşleri dudağıma yapışır
Coşkularımın omurgaları gülmekten kırılır
Şimdi tel örgülere tarla kuşları konmuştur
Bütün vedalar depremdir, birazdan akşam olur
Namuslu yosmalar gezer ara maltalarda
Gecenin en mahrem yeri avuçlarımda
En güzel yerlerimden hüzünlerim yırtılır
Ateşler ekmek gerek şimdi toprağa
Karanlığın ortasında yarasalar uçuşur
Fukara çingeneyim el açtım yalnızlığa
Elbet benim çığlığım duvarlardan duyulur.

ŞİİREDAT ERDOĞDU


Nisan Güzeli

Yüreğime ince bir sızı bırakıp,
Beni benden alır gidersin, nisan güzeli.
İki kumru öpüşün kalır dudağımda
Sevdalı bu yürek çatırdar orta yerinden
Gülüşümün yarısına taş duvar dizer işçiler
Kıyametler koparır rahmetiyle bulutlar
Senden geri ne varsa bırakırım caddelere
Yağmalarım gözlerindeki sahte cenneti
Cehennem ateşini kucaklarım.
Yüreğime ince bir sızı bırakıp,
Beni benden alır gidersin, nisan güzeli.
Siyahla karışır maviliklerim
Dalgalara bırakırım, yazdığım mektupları
Sonra peşine düşerim fırtınaların
İnkar ederim bildiğim tüm doğruları
Çiğner geçerim çilekeş yağmurları
Sazendeler koparır bağrımın tellerini
Gecenin çatladığı yerden haykırır,
Sana şimşekler sunarım demet demet...

ŞİİR: SEDAT ERDOĞDU


Şeb_i Aruz

Tekil zamanlarımı çıkardım hayatımdan
Yeni bir sayfa açtım kendime, okuyorum
Odamda yanıyor onsekiz meşale
Çile dergahında gün dolduruyorum.
Kudüm seslerinde dönüyor, boşlukta dünya
Beyaz bulutlar içip, semaya dönüyorum
Kızgınlıkla çarpıp gittiğim el kapısından
Şimdi sevinçle O' na geri dönüyorum.
Çalsın neyler, aşka açsın, bembeyaz güller
Dost mecliste, derman bulsun, yorgun gönüller
Hamdım, piştim, güçlendirdim sezgilerimi
Başım eğik, elim açık, yare dönüyorum.
Kendine has volümleri vardı dünyamın
Şeb-i Aruz ayinlerde nice feyz aldım
Gözyaşların dili yoktur, aynı ağlaşır
Her bir dilde, her bir tonda, anlaşıldım.
Tur Dağı' nda dolaştırdım yalnızlığımı
Yıldızlara zikrettirdim O' nun adını
Yüreğimde döndü durdu ak güvercinler
Akar suda arındırdım günahlarımı.

ŞİİREDAT ERDOĞDU


Yanık Kokusu (İtirafçı)

Toprak, yoksul tohumlarıyla başbaşa
Dağlarımda en yaban kelimeler dolaşıyor
Çığlık çığlığa tuttuğum günlükler
Anısı olmayan fotoğraflar taşıyorum cebimde
Gözlerimde ağlayan ateşler,
dudağımda yanık kokusu
Dilimde kandırılmış pişmanlıklar, İtirafçıyım...
Yalanlar suçsuzdu, ihanetler de..
Bir korku filmi izliyordu çocukluğum
Mevsimlerin zamansız döküldüğü
Sararmış gazellere yazıyorum mısralarımı
Yalancı baharlarda kayboldu gençliğim
Bir sonsuzluk akıyordu geriye
Bütün yağmur bulutlarını çekiyordu Zap suyum
Meydanlarımda kitaplar yırtılıyordu
Hasta bakışlarımı dayadım dizlerime
Boynuna bir ilmek geçirdim kara gölgelerimin
Mayınlar patlıyordu sınırlarında ülkemin
Asker anaları şehit düşüyordu gözbebeğimde
Şiirlerde aradım moleküllerimi
Ey gözlerim, kesiksiz uykulara dal! ...
Birazdan hain pusularda katliamlar başlar
Işığını yalıt, susarak konuş, kendinden söz et, özetle
Bugün dönüş tarihim, dönüyorum kendime
Barınağa sığındı göz yaşlarım
Acıların uzayan tüylerini kesiyorum
Bütün kederlerden uzak bir TÜRKİYE istiyorum.

ŞİİREDAT ERDOĞDU


Aklı_Firarım

Önce güneşi çizdim duvarlara
Sonra günleri sıraladım yan yana
Kaç kez ayak izlerimi çiğnedim kaç kez
Kaç kez isyan bayrakları kaldırdım kaç kez.
Mevsimler dönüp gitti kapımdan bilemediğim
Yıldızlar kayıp gitti gecemden göremediğim...

Ah...bu akşam aklı_firarım daha duramam
Taş duvar çöktü gözlerime kaldıramam
İçimde tutuşurken müebbetlik hasretin
Zincire vursalar daha fazla kalamam...

Önce bulutu çizdim tavanlara
Sonra yağmurlar topladım beton avluda
Kaç kez diken tellerine sarıldım kaç kez
Kaç kez çığlık seslerine uyandım kaç kez.
Seneler boşa geçti hesabını veremediğim
Bayramlar gelip geçti çocukca gülemediğim...

Ah...bu akşam fikri_dumanım daha duramam
Anılar çöktü yüreğime kaldıramam
Duvarda tüy dökerken boynu bükük takvimler
Kalamam buralarda daha fazla kalamam...

Aklı_firarım...Fikri_dumanım...halim perişan...

ŞİİR EDAT ERDOĞDU


Başıboş Bıraktım Duygularımı

Sırt çantama doldurdum yalnızlığımı
Hayallerimi sığdırdım ceplerime
Tövbe yeşili mevsimden kalma yüreğim
Geride yangınlar çıkarıp yürüyorum.
Siyah sürmelerini çekmiş geceler
Kirpiklerim kucaklıyor kirpiklerimi
Kiraz yanığı dudağımda tebessüm
Ardıma bakmadan şehri terk ediyorum.
Başıboş bıraktım duygularımı
Başıboş dolanır avare kalbim
Son taksidi de ödendi arzularımın
Başıboş geçiyor sensiz saatler.
Bir damla kan pıhtısıdır hasretin
Yine nakaratındayım ben bu sevdanın
Parke taşlarımı ıslatıyor gözlerin
Bir kaç yağmur bulutu çekip içiyorum.
Sessizce indirdim kepenklerimi
Seni düşündükçe mahvoluyorum
Geceninin en mahrem saatindeyim
Seni düşündükçe titreşiyorum....
Başıboş bıraktım duygularımı
Başıboş dolanır avare kalbim
Son taksidi de ödendi arzularımın
Başıboş geçiyor sensiz saatler.

Sedat ERDOĞDU


Asi Bir Adam

Asi bir adam heykeli gülümsüyordu
Kaderine razı, yalnızlığıyla baş başa…
Kırçıl sakalından, eriyen karlar süzülüyordu
Güneşin son kırıntıları vuruyordu yüzüne.
Söküldüğü toprağını arıyordu kökleri
Hasretlik kuşları yemleniyordu, beton avlusunda
Yamaçlarında dinleniyordu mutluluklar
Gözleri, balıklama dalıyordu hayallere
Dudağı hazırdı, anne sütünü emmeye
Ateş marşları söylüyordu dili
Acıları sessiz direnişlerde.
Masallardaki kötüler giriyordu rüyalarına
Sığındığı kanatları kırılmıştı gecelerinin
Surlarla çevrilmişti yarınları
Çelik postallarda eziliyordu ruhu
Yıldızlar korkuyla düşüyordu gökyüzünden
Bağrına bastığı, taş duvarlar çöküyordu içinde
Hasretle büyüttüğü çiçekler kuruyordu defterlerinde
Dirseğini yastık yapar, düşünürdü bu asi adam
Annesini arıyordu kaybolduğu parklarda
Demir parmaklıklar içinde bir garip serçe
YOKSUNluk şarkısı çalıyordu kırkbeşlikte
Anne kokusu yoktu, mahpushanede! ...

SEDAT ERDOĞDU


Gece Sendromu

Hatırını yokladım yüreğimin
Agorafobilerime inat, sıfırladım içimi
Dolaştım bu şehrin kömür kokulu varoşlarında
Film şeridine sardım kederli günlerimi
Gözlerimle sundum kendimi kadehlere
Lale devri cariyeleri, şarap sundu dudağıma
Bertaraf ettim anksiyetemi(kaygı, endişelerimi)
Acı çikolata sürdüm ekmeğime
Deli gömleği giydirdim duygularıma
Gece sendromlarımın farkına vardım
Fahişeler emzirdi gözbebeğimi
Göbek altı, kalın çarpılar çektim, çıplaklığıma
Sadist duygularımı evde bıraktım
Tavşan kanı bir sahilde demlendi ruhum
Bir virgül aradım iç boşluğuma
Depresyonda bunaldım, suçluluk duydum
Sağ yanım agresif, sol yanım yorgun
Bol sirkeli kahkahalar kalakaldı ardımda.

ŞİİREDAT ERDOĞDU


Kaval Kemiğini Üfledim İskeletimin

Kefaletle özgür bıraktım duygularımı
Bu şehrin yasasını çiğnedim kaldırımlarda
Sessizce bir şarkı uydurdum torniston sözlerle
Adımlarımın emrine bıraktım kendimi, avarece.
İskandili tutmaz oldu zincirlerimin
Kendini ifade etmekte zorlandı, tutuklu dilim
Dümen suyunda gittim, fırdöndü yosmaların
Kaval kemiğini üfledim iskeletimin
Gözle görülür defolarını teğelledim varoşların
Karaköy’ e aborda yanaştı yandan çarklı vapurlar
Pusulam bu yalancı cennette şaşırıp kaldı
Arduvaz grisi sisler kapladı etrafımı
Hayatın aldanışına kapıldı, dalgın bakışlarım
Pruva istikamet ilerledi yorgun saatler
Ariya sancak, ariya kürek, ruhum karinada
Palamara bağladım, çocukluğumun kaygısızlığını
Çimavira dizildi Sirkeci’ de martılar
Metoforik neonlarda yıldız tozları
Propagandasını yaptım bu şehri İstanbul’ un
Rus ruleti oynadım tinerci çocuklarla
Değişmez kusurlarını sakladım Beyoğlu’ nun
Sönmüş balon gibi büzüldü yüreğim
Begonviller suladım sabaha kadar.

Sedat Erdoğdu


Sultan ( TÜRKAN ŞORAY )

Gecenin kabuğunu çatlatırdı kahkahaları
Yıldız yağmurları vururdu penceresine
Akşamdan kalma tozlarını süpürürdü çöpçüler
Sivri papuçlarında eskirdi Karagümrük yolları.
Tomurcuklar büyütürdü yanağında benleri
Sürgün kirpikleri ehl_i keyif kapanırdı önünde
Bir hilal saklanırdı masallardan kaçıp gözlerine
Kül söylerdi ateş şarkılarını, yangınları kucaklardı dudağı
Saçlarında karanfil satardı, yalın ayaklı tazeler
Coşkular eksilmezdi mahallede, çengiler göbek atardı.
Havadan sudan bahsederdi gökyüzünde bulutlar
Toz olur savrulurdu İstanbul sokaklarında etekleri
Siyah salkımları toplardı bağbozumu işçiler
Sırtını sıvazlardı, yeşilçamın yosun tutmuş duvarları
Titrek alevlerin dansı başlardı beyaz perdelerde
Gözlerinin fenerinde yol alırdı, mavi kanatlı düşler
Gramafon kuşları şakırdı bir balıkçı kahvesinde
Örümcek ağlarına takılırdı çalar saatler
Çağlayanlar gibi dökülürdü kristal kadehlere
Bağrının tellerini koparırdı efkarlı sazendeler
Parmağında zil sesi, ağrılarını bastırırdı elleriyle
Nice hüzünleri vardı kuş sağnağı geçip giden
Sultanlar gibi kurulurdu, kendi ördüğü hapishaneye.

ŞİİR SEDAT ERDOĞDU


Nisan Güzeli

Yüreğime ince bir sızı bırakıp,
Beni benden alır gidersin, nisan güzeli.
İki kumru öpüşün kalır dudağımda
Sevdalı bu yürek çatırdar orta yerinden
Gülüşümün yarısına taş duvar dizer işçiler
Kıyametler koparır rahmetiyle bulutlar
Senden geri ne varsa bırakırım caddelere
Yağmalarım gözlerindeki sahte cenneti
Cehennem ateşini kucaklarım.
Yüreğime ince bir sızı bırakıp,
Beni benden alır gidersin, nisan güzeli.
Siyahla karışır maviliklerim
Dalgalara bırakırım, yazdığım mektupları
Sonra peşine düşerim fırtınaların
İnkar ederim bildiğim tüm doğruları
Çiğner geçerim çilekeş yağmurları
Sazendeler koparır bağrımın tellerini
Gecenin çatladığı yerden haykırır,
Sana şimşekler sunarım demet demet...

ŞİİR: SEDAT ERDOĞDU


Sesli Konuş Yüreğim Sesli Konuş

Aynada unuturum gözlerimi
Kendimi ararım durgun sularda
Geceler bataklık çeker kendine
Çırpınır dururum karanlıklarda.
Sağarım bulutun memelerini
Taneler toplarım kaldırımlarda
Yangından çıkarım yüreğim yanık
Gülüşlerim düşer barikatlarda.
İçimdeki çocuğu çekip alırım
Çığlıkları kalır dudağımda
Sesli konuş yüreğim sesli konuş
Grevsiz işçiyim fabrikalarda.
Azılı dişimi söker giderim
Sessiz bir çoğunluk kalır ardımda
Mahrem yerlerime bantlar çekerim
Yasak afişlerim boş sokaklarda.
Sesli konuş yüreğim sesli konuş
Aykırı sevdamı sustur ağzınla
Bu bahar da sarmadan sarmaşıklarım
Hayat kayıp gider avuçlarımda.

SEDAT ERDOĞDU 
Arastirma / Editor: cCc & Murat Alp Tenay & Ykup Icik

EBRU GÜNDEŞ, ALTAY, KiBARiYE, SiNAN ÖZŞEKER, FiKRET ONURBAŞ
GÜCENDİM - KİBARİYE, GÜLSEN
MAHPUS TÜRKÜSÜ - Selami ŞAHİN
GEBERİYORUM - Gökmen KARGIN
TAKSİMDEN AŞAĞI KASIMPAŞA - ÇILGIN SEDAT TEBESSÜM - Zeki MÜREN, Uçuyor Kalbim Uçuyor - Nalan ALTINÖRS - Yıldırım BEKÇİ - Zekai TUNCA - KADOM Fikret ONURBAŞ
Today, there have been 1 ziyaretçi (23 klik) on this page!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Editor: cCc & Yakup Icik & Firat Malgaz & Murat Alp Tenay